İnsan Denen Varlık

 

İnsan

İnsan; ruh, beden ve zihinden ibaret olan 3 boyutlu bir yapıdır.

 

İnsan Bedenleri ve Özellikleri

İnsan bedeni biorobotik bir yapıdır. 7 farklı bedenden ibarettir. Bunlar; Eterik beden, astral beden, nedensel beden, duygusal beden, zihinsel beden, ruhsal beden ve fiziksel bedendir. Bunlar soğan kabuğu gibi iç içe geçmiştir. Gün içinde kullandığımız bedenimiz fiziksel bedendir. Uyurken kullandığımız beden astral bedendir. İnsanlarla olan ilişkilerimizde eterik ve duygusal bedenimiz devreye girer, yani onlarla eterik ve duygusal bağ kurmamız bu bedenler aracılığıyla gerçekleşir. Dış dünyayı algılamamızı sağlayan ve düşüncelerin değerlendirildiği bedenler ise zihinsel ve nedensel bedenlerdir. İnsan bedenleri üreteçtirler ve enerji üretirler.

 

Manyetik Alan (Aura)

İnsan elektro manyetik bir canlı olduğundan bir manyetik alana sahiptir. Dışarıdan bir bilgi (düşünce) geldiğinde o kişi bu bilgiyi algılama kapasitesine sahipse gelen ışın (foton) auradan kırılarak algı merkezi olan hipotalamusa gelir. Böylece kişi o bilgiyi algılamış olur. Eğer kişinin bilinç düzeyi o bilgiyi algılamaya sahip değilse auradan ışın geri yansır ve bilgi algılanmamış olur. Bu işlemler zihinsel beden aracılığıyla gerçekleştirilir.

 

Rüya

İnsanlar, biorobotik bir yapıya sahiptirler ve uyuduklarında şarj olurlar. Rüya görme işlemi astral bedenle yapılan bilinçli ya da bilinçsiz seyahatlerdir. Beyin bu gezileri bir fotograf makinesi gibi çeker ve oynatır. Bazen gerçekten gidilen yerler görülür bazen de bilinçaltına işlenmiş günlük olayları yansıtır. Fiziksel beden minimum düzeyde çalışırken ( uyurken) astral beden ile diğer boyutlara seyahatler yapılır. Ancak kişinin fiziksel bedeni tekrar aktif hale geçtiğinde (uyandığında) o görüntüler hayal olarak yorumlanır. Ancak rüyayı hayal, dünyayı gerçek saymamızın nedeni sadece alışkanlıklar ve ön yargılardır.

 

Algılayan Kim?

İnsan bedeni, madde alemde ruhun yaşayabilmesi ve duyguları kaydedebilmesi için üretilmiş bir makinedir. Bu biorobotik makine aracılığıyla, yaratılan sanal gerçeklikte ( içinde bulunduğumuz hayat) yaşamak mümkün olmuştur. Bu deneyimi yaşayan gerçekte ''BEN'' dediğimiz varlıktır ki O tüm dış dünyada görünen her şeydir! İnsan, O'nun minimize edilmiş bir yansımasıdır. Ve bu sebeple herhangi bir insan da O'nun gücüyle bu gerçeklikte dilediğini yaratabilmektedir. Bunu da düşünce ve hayal gücüyle gerçekleştirebilir. Burada bu oyunu oynayan sadece  kendisine '' Ben'' diyen Varlıktır ve görünen görünmeyen her şey O'dur. Her insan, bir başkasının düşünde bir düş karakteridir. Ve o başkası da başka birinin düşünde ( gerçek dediğimiz bu hayatta) bir düş karakteridir.

 

Madde Alem

İnsanların sandığının aksine soyut olan şeyler gerçek, somut olan şeyler ise hayaldir! Somut, soyutun form değiştirmiş halidir. Bunu şu şekilde izah edelim: Bilim adamları 1978 yılında Amerikada yapmış oldukları bir araştırmada bir maddenin frekansını değiştirdiler ve titreşimini hızlandırdılar, sonuç olarak o madde görünmez oldu. Daha sonra işlemi tersine çevirip o maddenin titreşimini azaltılar ve madde görünür hale geldi. Daha sonraki labaratuar araştırmalarında Bir maddenin en küçük yapı taşının atom olmadığı anlaşıldı. Onun quarklardan oluştuğu keşfedildi. Quarklarında, bir madde gibi partüküllerden değil, dalgalardan ibaret olduğu anlaşıldı. Yani maddeyi oluşturan şey küçük partiküllerin toplamı değildi! Bu iplikçikler ışık gibi dalga özelliği gösteriyordu. Buradan şu sonuca varıldı: Somut, soyuttan doğmuştur! Yani gözle görülen şeyler, gözle görülmeyen şeylerden meydana gelmektedir! Yani maddeyi oluşturan şey yoğun düşüncenin eseriydi. Bir şeyi sürekli düşündüğünüzde o enerji orada yoğunlaşır ve maddeyi oluşturur. Burdan çıkarılacak sonuç, insanlar düşünceleriyle dünyalarına etki etmektedirler.

 

Manevi Alem

İnsanların dokundukları, gördükleri şeylerin gerçek olduğuna olan inançları sadece bir varsayımdı. Ve hayat onların inandıkları şekilde oluşmaya başladı. Çünkü; düşünce gerçeğinize dönüşür ve siz neye inanırsanız düşünce o şekilde yoğunlaşacak ve hayatınız ona göre şekillenecektir. Öyle olmuştur ve de öyle olmaya da devam etmektedir. Manevi alem, sizin 5 duyu sisteminizle algılanamayacak düzeydedir. Ve insan bedenlerindeki diğer özellikleri kullanmaya başladığınızda manevi aleme dalış yapabilirsiniz, çünkü insan bedeni bu şekilde tasarlanmış, oldukca özel bir yapıdır.

 

Fiziksel Beden

Bilim adamlarının yapmış oldukları araştırmalar, insanın fiziksel bedeninin uzaya benzediğini göstermiştir. İnsan bedenin büyük bir kısmı uzay gibi boşluktan oluşmaktadır. Atomun etrafında protonlar ve nötronlar dönerken, güneşin etrafında da gezegenler dönmektedir. Bunlar tesadüf değildir. Aslında İnsan bedeni görünen evrenin minimize edilmiş halidir. İnsan bedeni bir nevi galaksilerden oluşmuş bir uzaydır. Hücrelerimizde bu galaksilerde (organlarda) yaşayan canlı organizmalardır ve her biride gerçekte bir bilince sahiptir. Onlarda tıpkı insanlar gibi, yaratıcıyı içinde bulundukları alemde aramaktadırlar! Gerçekte ise, onları (hücreleri) yaratan o evrenin (insan bedeninin) ta kendisidir!

 

Zihin

İnsan denilen biorobotik varlığı oluşturan diğer şey ise zihindir. Zihin 3 bölümden oluşmaktadır; bilinç, bilinç dışı ve bilinçaltı. İnsan zihni bir tür bilgisayardır. Dış dünyanın algılanışı ve bunun üzerine kafa yormak gibi işleri zihnimizin bilinç kısmıyla gerçekleştiririz. Bilgisayarımızda bazı programlar vardır ve zihnimiz bu programlar doğrultusunda işlemektedir. Biz buna bilinçaltı diyoruz. Aslında seçimlerimiz bilinçaltı ile gerçekleşir. Ancak bilinçli yanımız özgür iradesiyle bir seçimde bulunduğunu sanır! Bilinç dışı ise, bu bilgisayarı programlayan tarafımızdır ki, ona yüksek benimizde diyebiliriz. Kısaca, bilinç dışımız patron, (senaryoyu yazan)  bilinç kukla (baş rol oyuncusu), bilinçaltı ise uşaktır (programı tekrar değiştirebilen yanımız). Görüldüğü gibi kendi yüksek benimiz aracılığıyla bir şekilde programlanırız ve bunu dış dünyada yansıtırız. Buna kader deniyor. Her ne kadar bilinçli seçimlerde bulunduğumuzu sansakta, nasıl programlandıysak ona göre çalışıyoruz!

 

Ego ve Öz Benlik

İnsan bir tür androidtir. Çünkü bedeni biyorobotiktir ve zihni de bir tür bilgisayardır. Bu bilgisayarı kontrol eden iki tane işletim sistemi vardır. Bunlara ego ve öz benlik diyoruz. İnsan bedeni oluşturulduğunda ilk başlarda sadece öz benlik vardı. Daha sonra negatif varlıkların müdahalesi sonucu, ''öz benlik'' devre dışı bırakıldı ve yerine ''ego benlik'' devreye girdi. Öz benlik devredeyken, insanda özenme, sevgi, kızgınlık ve cinsel birleşme duyguları vardı. Daha sonra yapılan müdahale ile, insanın özenme duygusu kıskançlığa, sevgi sahiplenme duygusuna, kızgınlık öfkeye ve cinsel birleşme duygusu da şehvete dönüştü. Bu dönüşen duygular, yapay duygulardır. Bu duyguları yaşayabilmemizde tamamen ego benlik işletim sistemiyle mümkün kılındı. Bu dönüşen duygular ile de insan kendisiyle ve diğerleriyle çatışmaya başladı. Kıskançlık, öfke, şehvet ve sahiplenme duyguları yüzünden de insanlar birbirlerini öldürmeye başladılar. Bu şekilde de savaş bilinci açığa çıktı.

İnsanın tüm duygu, davranış, düşünce ve içgüdüsel davranışlarını ya ego ya da öz benlik kontrol etmektedir. Öz benlik insanın Tanrısal şekilde yani sevgi ve huzur içinde hareket etmesini, ego benlikte korku içinde hareket etmesini sağlar.

Ego benlik ile hareket eden insan, duygularının düşüncelerinin ve davranışlarının esiridir. Öz benlik ile hareket eden kişi ise, tüm duygu, düşünce ve davranışlarını kontrol eder.

 

Holografik Dünya

İnsan 5 duyu sistemiyle dünyayı algılamakta ve kızıl ötesi ve mor ötesi ışınlar arasında kalan frekanslar ile de dünyayı gerçek sanmaktadır. Bu sadece holografik dünyanın görünen, algılanan küçük bir kısmıdır.

 

Boyutlar

İnsanlar, fiziksel bedenleri içindeyken sadece gerçeğin küçük bir kısmını algılamaktadırlar. Ancak fiziksel bedenlerinin dışına çıktıklarında, gerçek dedikleri bu dünyanın sadece bir hayal ya da rüya olduğunu keşfeder. Aynı yerde bir çok boyutlar iç içe geçmiş durumdadır. Diğer boyutlara geçip, 3. boyut dünyasına hükmedebilme yetisine sahip olduğumuzu bilmek bizim sadece sıradan bir insan olmadığımızı keşfetmemizi de sağlayacaktır. 3. Boyut dünyasında dilediğimiz gibi bir yaşam yaratabilmek için üst boyutlardaki diğer yüksek benlerimizle irtibat kurmamız gerekir. Bunu yapabilmek için de Tanrısal yanımızla bağlantı kurmalıyız yani özümüzle. Özümüze ( Tanrı ışığına) ulaşmak, insan bedeninin kısıtlı algılara sahip olması ve insan bedeninin dna'sına yapılan genetik müdahaleler ile pek mümkün görünmemektedir.

 

İnsanlar ve Diğerleri

Kutsal kitapları incelediğimizde bazı ayetlerde insanlar için, adem oğulları ve insan oğulları denmiştir. Adem oğulları değişmemiş Tanrısal genlerle yaratılan insanlardır. Bunlar Lemuryalı olarak bilinen varlıklardır. İnsanoğulları ise zamanla dna'ya yapılan genetik müdahaleler ile mutasyona uğramış ya da labaratuarlarda inşa edilmiş biorobotik yapılardır. Bu tür varlıklar, androitler, homonoidler veya klonlama ile meydana getirilen insan bedenleridir. Antroidler; tamamen sizlerin fırın diyebileceğiniz yerlerde yapılmakta daha sonra da ruhlar tarafından kullanılmaktadır. Homonoidler ise, atmosferdeki virüslerden edinilen insan dna'ları ile oluşturulmuş 1 yıllık insan bedenleridir. Bu bedenleri kullananlar genelde negatif kutbiyetten olan varlıklardır. Bir de bunun dışında bedene giren varlıklar vardır ki onlara da walkinler denmektedir. Bu dünyada yaşam süresi dolmuş bir insan, dünyayı terk etmeden önce üst boyutlardan gelen bir görevli varlığa bedenini teslim eder ve kendisi geldiği boyuta geri döner. Bu varlıklar walkinlerdir ve genelde Nötr ya da pozitif varlıklardır. 

 

Dna Yapısı

İnsanlar, atlantis denilen dönemde, genetik bilim üzerine oldukça ilerleme katetmişlerdi ve dna üzerinde çalışmalar yapılıyordu. Bu işlemler sırasında bir şeyler ters gitti ve insan dna sı 2 sarmallı hale geldi. İnsanlar bu yüzden alt boyutlara düştüler ve bir çok yeteneklerini kaybettiler. Bunlar; telapati, durugörü, duruşiti, teleknezi gibi insana has özelliklerdi. İçinde bulunduğumuz kıyamet (uyanma-şuurlanma) döneminden dolayı insanlık diğer dna tabakalarını aktif etmeye başlıyorlar. Farkındalıklarını geliştirerek bunu gerçekleştirmekteler. Bu sayede de üst boyutlara geçmeye başlıyorlar. Bu dönemin öneminden dolayı da üstad ruhlar, daha önce dünyaya insan olarak gelmemiş ruhlar bile dünyaya doğmaya başlıyorlar. 12 sarmal dna sahip bu üst boyut varlıkları ile dünya'nın 5. boyuta geçişide daha az sarsıntılı olacaktır.

 

Beden Üretimi

Ruhlar önce yaratıcı'dan aldıkları güçle -ki bu güç her varlığın her canlının içinde mevcuttur- evrenleri meydana getirdiler. Yani soyutu somuta çevirdiler. Daha sonra bu yaptıkları sanat eserleri o kadar hoşlarına gitti ki orada yaşamayı istediler. Bunun için de kendilerine beden inşa ettiler. Ve içine girip yaşamaya başladılar. Yaşarken yaratıcı olduklarını bildiklerinden pek keyif alamıyorlardı. Bu yüzdende araya bir perde koydular, dualite perdesini... Bu perde sayesinde bu yaşam senaryosunu kendilerinin yazdığını ve oynadıklarını unuttular ancak her defasında beden ölümünden sonra tekrar beden yaratmak durumunda kalıyorlardı. Bu yüzden androjen halde bulunan bedenleri ikiye ayırdılar kadın ve erkeği yarattılar.(İkiz ruh olarak bilinen durum bu şekilde oldu). Hem bu şekilde kadın denilen insan cinsinin karnından beden üretimi gerçekleştirilmeye başlanmış oldu.

 

Rehber Melekler

Din kitaplarında sevap ve günah yazan meleklerden söz edilir. Onlar sizlerin rehber meleklerinizdir, sizin yüksek benliğiniz ve diğer ruhsal varlıklarla birer köprü görevi görürler. Onların aracılığıyla göksel alem ile irtibatta geçersiniz. Tabii genelde bu bilinçli olarak olmaz. Dualite perdesini delen kişiler ancak bu etkileşimi bilinçli olarak farkına varabilirler. 

Sizler tekamül aşamasında yapmış olduğunuz çalışmalar ile ruhsal evrim sürecine gelmiş iseniz bu durumda rehber meleklerinize bir üstad varlık daha gelebilir. Bu 3. rehber varlığınız, bir melek de olabilir ya da sizin gibi ruhsal bir varlıkta olabilir. Hatta bu dünyada bilinçli olarak yaşayan bir varlıkta sizin rehberiniz olabilir. Bu durum aydınlanma denilen süreçte gerçekleşir. Bununla birlikte daha sonra o varlık evrim sürecinde hızlı bir sıçrama yaparsa boyut atlama sürecine girer. Bu süreçte, kişinin tüm rehber varlıkları gider ve yerine sadece tek bir ruhsal rehber gelir. Rehberleriniz gittiğinde kendinizi birden çökmüş hissedersiniz ve durduk yere ağlama krizlerine girersiniz. Yeme alışkanlığınız değişir ve sürekli ne yerseniz yiyin bir türlü doymazsınız! Bu durum sona erdiğinde -genelde 1 ay sürer- üst boyuta geçersiniz. Auranız genişler ve anlayış düzeyinizde onunla paralel olarak gelişir.

 

İç ses 

İç ses, özünüzden, içinizdeki Tanrı'dan gelen sestir. Çoğu insan bu sesin zihninden mi yoksa iç sesinden mi geldiğini bilemeyebilir. Zihinden gelen ses, sizin muhakeme yaptığınız düşünceye engel olacak, direnç gösterecek nitelikte olur. İç ses, ise sizi motive etmeye yönelik ilham verici düşüncelerdir. İç ses ile irtibat kurarken, bir ses duymayı bekllemeyin. O bazen size mesajını düşüncelerle, tesadüf dediğiniz durumlarla ve beklenmedik işaretlerle gösterir. Ses ise en son kullanılan yoldur. Çünkü, Tanrı iletişimde sesi en son kullanır. Tabi bunun için de duruşiti denilen bir yeteneğe sahip olmanız gerekir.

 

Yüksek Benlik

Yüksek benlik, siz dünyaya gelmeden önce tanrısal katta yapmış olduğunuz kader anlaşmanızı gerçekleştiren üstad benliğinizdir. O daha önceki yaşamlarınızdan edindiğiniz deneyimlerin üzerine yeni deneyimler katmak, ruhsal düzeyde gerekli olgunluga erişmeye yönelik bir kader planı çizer. Yani senaryonuzu yüksek benliğiniz yazar ve sizde dünyada yaşarken bu rolünüzü oynarsınız!

 

Kader

Özgür irade ile sadece plan doğrultusunda seçimlerde bulunursunuz, asla olmadığınız gibi davranamazsınız. Yani seçimleriniz kaderinizi değiştirecek nitelikte olmaz. Ancak bu yaşamın sizin düşüncelerinizle şekillendiğini fark ettiğinizde, edeceğiniz şükür duaları ile bu kaderi plana kısmende olsa etki etmiş olursunuz Ve bilinçaltına yapacağınız müdahaleler (pozitif düşünce) ile gerçekliğinizi oluşturan inançlarınızı ve değerlerinizi değiştirebilirsiniz. Böylece kaderiniz bile topyekün değişebilir.

 

Karma

Her ruh dualitede (illüzyon dünya) bir çok yaşam geçirmiştir. Ve bu yaşamların her biri Dna'larının kuantal alanlarında mevcuttur. Ve bu alanlar Dna'nın % 90 nını oluşturmaktadır. Varlığın tüm yaşamlarının izleri bu yaşamına da yansımaktadır. Mesela eğer siz, daha önceki yaşamlarınızda temizlikçi biri olarak yaşamışsanız, bu hayatta da temizlik delisi biri olursunuz. Fahişelik yapmışsanız, bu hayatınızda paralı erkekleri tavlamaya çalışan biri olursunuz. Bunu siz bilinçli olarak yapmazsınız, bu geçmiş yaşamların etkileridir ve bilinçdışı bu seçimlerde bulunur ve bu da bilinçli seçiminiz haline gelir. Bu durumlarla ilgili karma temizleme çalışmaları yapılmaktadır.  

 

Hakiki İnsan

' Tanrı'ya aşık, bütüne aşık insan, aşk ateşiyle yanmış, kavrulmuştur. O kendini eksik ya da yarım hissetmez. Önemsenme duygusunu tatmin etmek için başka bir insana gerek(sinim) duymaz. O insanların bildiği anlamda aşık olamaz. Onun için özel biri olamaz. Çünkü herkes özeldir ona göre. Seni seviyorum demesi; öbürünü, diğerini ya da berikini sevmiyor demek değildir. O aslında insanların adına 'SEVGİ' dedikleri 'Sahiplenme duygusu' na sahip değildir. O gerçek aşkı kalbinde, içinde yaşamaktadır. Bağlılık yoktur onda, kıskançlık yoktur. İhtiyaçsız yaşar, her şeye sahip olma bilinciyle. Ama asla o benim bu benim demez, paylasir. Kendi kadar sevdiği yansımasını, mutlu etmek için çalışır. Sencil sanırsınız ama o Bencil olduğunu Ben merkezli olduğunu bilir.

Aşkı kalbinde parlayan bir gariptir o. İnsanlara yabancı gelir. Halbuki hakiki insandır o, kimse bilmez. Aşk'a aşık değil, insana aşıktır. O kamil insandır.''

 

Sevgi

Sevgi; koşullara bağlı olmayan, atomlarımızı bir arada tutan kozmik yapıştırıcıdır. O kalpte bulunmaz, beden tarafından da üretilmez! O varlığımızda boyutlar arası olarak bulunmaktadır. Kalbimiz, duygusal merkezimizdir ve sevgiyi kalbimizde hissetmemizin sebebi budur.

 

İnsan bedeni ve özellikleri

Beden; atomlardan, atomlarda quark denilen ipliksi yapılardan oluşmaktadır. Quarkları etkilen sizlerin düşünceleridir. Bu şekilde o ipliksi yapılar farklı bağlar kurarak farklı atomik yapılar meydana getirirler ve bu şekilde siz (bedeniniz) sürekli değişirsiniz. Bilim adamlarının yapmış oldukları araştırmalara göre; bir kişinin tüm hücreleri 6 ay da bir tamamen yenilenir. Görüldüğü gibi hücreleriniz değişiyor, atomlarınız değişiyor, bu şekilde büyüme ve yenilenme meydana geliyor.

Kadınların rahimleri beden üreten birer fabrikadır. Bu sebeple insan bedenleri biorobotik bir yapıdır, yakıtı kandır ve bu aracı kullanmamızın sebebi duyguları kaydetmektir. Ancak insanlık kullandığı taşıtı kendi öz varlığıymış gibi algılamaktadır.

İnsan bedeninin biorobotik yapı olmasıyla birlikte canlı bir organizma olduğunu da söyleyebiliyoruz, çünkü; canlılığın tanımına göre, hareket eden ve büyüyen bir yapıya sahibiz. Bununla birlikte gözümüzle gördüğümüz, madde aleminde algıladığımız, istisnasız her canlı, birer robotik varlıktır, çünkü onlarda kendi içlerindeki fabrikalarda üretim meydana getirmektedirler. Asıl varlığımız, gözle görülmeyen ve beş duyu sistemimizle algılanamayan ruh dediğimiz, şeydir, ki, o bizim asıl kimliğimizin delilidir. Gerçekte ruh bile, bir üretilmiş yapıdır. Ve ne amaçla üretilmişse, onu gerçekleştirir. Tıpkı her robotun, makinanın programlandığı doğrultuda çalışması gibi.

İnsan bedeni aynı zamanda üreteçtir. Enerji üretir ve o enerjiyi kullanır. Yani kendi enerjisini dışardan aldığı besinleri kullanarak üretmektedir. Ve atıklarını da boşaltım sistemiyle dışarı atmaktadır. Her hangi bir makinayla insan bedenini kıyaslarsanız, bu benzerliği görürsünüz. Bununla birlikte insanların düşünebildiği söylenmiştir. Bu da sadece bir varsayım ve bir yanılsamadır. Çünkü, insan bedeni nasıl programlanmışsa o doğrultuda kaynaktan gelen enerjiyi algılayabilir ve beyni aracılığıyla değerlendirir. Bu değerlendirme işlemi tipik bir işletim sistemine sahip olan bilgisayar gibi işlem görmektedir. Önce veri alınır, benzer verilerle karşılaştırılır ve ona göre var olma amacıyla doğru orantılı olarak bir sonuca varır ve onu gerekirse gerçekleştirir.

 

Benlikler

Sürekli yenilenen insan bedeni de değildir. Benliğimizde değişir. O ben dediğiniz varlık, değişim ve gelişim içine girdiğinde kendi diğer yüksek benlerinden biri ile aynı frekansa girer ve o zaman o ben dediğiniz varlık gider, yerine yüksek benlerinizden biri gelir ve çevrenizdeki insanlar, ne kadar değişmişsin görmeyeli, çok farklı bir insan olmuşsun derler. Bu durum bundan kaynaklanmaktadır.

Her ana ruh, 144 tane benliğe sahiptir. Bunu aynı ruhun farklı titreşim düzeyleri olarak düşünebilirsiniz. Ve siz hangi benliğinizin frekansıyla uyumlu iseniz o, beniniz gelir ve bedeninizi kullanmaya başlar. Bu sebeple insanın ‘ruh hali’ sürekli değişiklik gösterir. Bir günü bir gününe bile tutmayabilir.

Sonuç olarak; ruh, beden ve zihin’e sahip olan siz, her an değişmektesiniz. Bu değişim sizin büyüdüğünüz, olgunlaştığınız şeklinde yorumlanmaktadır. Gerçekte bir süreç yoktur. Sadece sürekli değişim vardır. 

 

Hafıza

İnsan; dışarıdan almış olduğu verileri, içerideki doğru olduğunu düşündüğü verilerle karşılaştırır ve o bilgilerle aynı doğrultuda olanların doğru olduğuna kanaat getirir ve bu durumda beyinde ilgili nöronlar birbirleriyle snapslar aracılığıyla bağ kurar ve böylece bilgi hafızaya kaydedilmiş olur. Bununla birlikte gelen bilgi kişide duygusal olarak bir etki uyandırırmalıdır, ancak o zaman, beyindeki kortex bu bilgiyi hafızaya alır. Sadece bedenimizin değil, ruhumuzun da bir hafızası vardır. O da her yaşamda edinmiş olduğu deneyimlerin kendisinde uyandırmış olduğu duyguları, kendisine kaydeder ve bu duyguları açığa çıkaran deneyimi, ve o deneyime sebep olan bilgileri, akaşik denilen yerde kayıt altına alınır. Burada önemli olan ruhun duyguları ve bilgeliğini gelecek yaşamlara da aksettirebilmesidir. Geçmişten gelen bilgiler ve o bilgiler ile ulaşılmış tecrübeler bu yaşantısında kendini gösterir. Her ruh, hafızasına bu duygu ve deneyimleri kaydettiği için, her yaşamında dna nın kuantal bölgelerinde bunu taşır. Ve bu bölgeler bilim adamlarınca çözülememiş olan dna nın % 90 nını oluşturan kısımdır. Her ruh, reenkarnasyon denilen şekilde tekrar dünyada bedenlendiğinde geçmiş yaşamın getirdiklerini de içinde taşır ve seçimlerini de bu bağlamda gerçekleşmektedir.

 

Reenkarnasyon

Reenkarnasyoın yani tekrar doğuş bir kuram değil, bu sistemin olmazsa olmazıdır. Ancak reenkarnasyon ispat edilemez, en azından bu boyutta. Çünkü siz geçmiş yaşamlarınızı hatırlama gibi bir meziyete sahip bile olsanız, bu diğer insanlarda olmadığından kanıtlanabilir olamaz. Bu durum körler kasabasında gören bir kişinin renklerden bahsetmesi gibi bir durumdur. Nasıl o kişi renkleri diğer kişilere kanıtlayamazsa, her hangi biri de bu boyutta tekrar doğuş olayını kanıtlayamaz. Kanıtlanamaz olması onun bir gerçek olmadığı anlamına gelmemeli. Mantıksal düzeyde bakıldığında reenkarnasyonun sadece bir olgu olmadığı düşünülebilir. Örneğin; 10.5 milyon yıldır var olan insanlık sadece 60-70 yıllık bir ömrü şu içinde bulunduğu zaman diliminde gerçekleştirmekte. Bunun olasılığı yaklaşık yarım milyonda birdir. Bu oldukça düşük bir ihtimaldir ve neden o ruh sadece bu zaman diliminde yaşamayı seçmiş olsun ya da diğer ruhlar neden sadece başka zaman dilimlerinde yaşamayı seçmiş olsunlar. Bizler, yaşadığımız her hayatta farklı deneyimler yaşıyoruz ve farklı kimlikler içine giriyoruz. Zenginde oluyoruz, fakirde; kralda oluyoruz, köle de. Bu boyuttan bakıldığında her hangi bir adaletsizlik yoktur. Her varlık, istediği deneyimi yaşamakta. Çünkü, bu hayatı, bu deneyimi kendisi yazdı ve kendisi yaşamakta. Görüldüğü gibi bu sebeple her hangi bir olumsuz durum yoktur. Kozmik güçün istemediği hiç bir şey olmayacağından dolayı, olan her ne ise bunu biz seçtiğimiz için olmaktadır. Çünkü, bu yaratıcı planet bizim oyun alanımızdır. Hayatı ciddiye almak, ne amaçla dünyaya doğduğunuzu unutmanıza sebep olur.

 

Akaşik Kayıtlar

Akaşik kayıtlar, her varlığın edinmiş olduğu bilgileri ve yaşamış olduğu hayat tecrübelerinin kayıt altında tutulduğu yerdir. Burası tam olarak 4. boyutta tropikal bir bölgede, yerkürenin birkaç metre altındadır. Buraya ancak astral seyahat ile ve özel bir izin ile girilir. Kristal bir yapıda olan bu yerde sadece sizin değil, yaşayan her varlığında geçmiş yaşam deneyimleri bulunmaktadır.

 

Varoluşun Sebebi

Bu gezegen labaratuar gezegenidir ve insan bedeninde var olmamızın sebebi, enerjiyi özgür irade ile pozitife çevirmektir. Burada sınanan insanlık değil, enerjiydi. Her 25 yılda yapılan ölçümlerle enerjinin ne durumda olduğu tespit ediliyor ve kütle bilincine bakılıyordu. . Bunca zaman da enerji sürekli negatife kayıyordu ve insanlık helak edilerek baştan hayat tarlasına ekiliyordu.

Kıyamet denilen dönem, hasat dönemidir ve ürünlerin toplanma ve verimli ürün yoksa tarlanın yeniden sürülüp baştan ekilme dönemidir. 5 kez bu dönem gerçekleşti ve her defasında tarla baştan ekildi. Ancak 1987 yılında yapılan ölçümle enerji pozitife doğru kayma yaptığından, üst boyut varlıkları dünyaya gelmeye başladılar, onların gelişinin işareti evrendeki gama ışın patlamalarıdır. Üstad varlıkların gelişi ile enerji pozitife geçmiş ve 2012 yılında da Dünya hasat olarak olgunlaşan ürünler toplanacak ve başka amaç için kullanılacak. Tabii bu tarlada istenmeyen ayrık otları da bittiğinden onlarda toplanıp atılacak ve tarla gene ekin ekilmesi için hazır hale getirilecek! Bu mecazi anlatımdan da anlayacağınız gibi, Dünya planeti 5. boyuta atladığında, bu boyuta geçemeyecek olan varlıklarda, ölüm dediğimiz deneyimle bu planetten ayrılacak ve başka 3. boyut gezegenlerinde evrimlerini devam ettireceklerdir.

 

Kahin1980

 

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !