« Önceki |

29/10/2006

Mırıldandıklarım



Kırdın mı incittin mi birilerini
Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler.
Kendimi yeniledim mi yazdıklarımda?
Yeniden düşünmeliyim
Dostluklarımı, ilişkilerimi
Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı
Yitirdim mi yoksa masumiyetimi?
Borçlarımı ödedim mi?
Doğru seçtim mi soruların fiillerini?
Tırnaklarım kesilmiş, dişlerim fırçalanmış,
saçlarım taranmış, giysilerim ütülü, odam düzenli mi?
Geri verdim mi aldıklarımı:
Aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları,
Kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi?
Yokladım mı duygularımı
Hala sevebiliyor muyum insanları?
Ovmalı gümüşleri, bakırlarımı; cila geçmeli ahşaplarıma
ovmalı umutları
Saklı tutmalı gelecek inancını, yarınları eksik
etmemeli ağzımızdan
Ey uzak akrabalarım, üvey aşklarım
Mevsim sonu dostlarım, işporta malı ayrılıklar
Arkadaş ölümleri, dost hançerleri, talan ettiğimiz zulalar
Gece telefonları, ıssız konuşmalar
Mağrur incelikler, vurgun yemiş ilişkiler
Uçurum duygusuyla yaşadığımız hayat ey
O kadar çok anlattım ki
Kendime kaldım anlatmaktan...
Bunaldım kendisiyle boğuşmasını
Başkalarında çözmeye çalışan insanlardan
Usandım sözcük oynamalarından, tılsımlı sıfatlardan,
Ofset duyarlılıklardan
Kaç zamandır duru, yalın, çalışkan, iyi insanlar özlüyorum
'içtenliğin' yada 'dünya görüşünün' kirletmediği
Kendime bir yeni yıl kartı yazarak bunları diliyorum
Aranıp duruyorum adresini yitirdiğim insanları
vitrin camlarına yansıyan yüzlerde
Bilmiyorum kalmış mıdır adresini yüzlerinde taşıyan
insanlar
Hala bir umut var mıdır
Çikmaz bir sokağa benzeyen bu avare avunması vitrinlerde
Ne çıkmaz sokaktayım nede mutsuz
Sadece rüzgarlardan daha güçlü olmak istiyorum o kadar
Açık denizlerde nice yolculuklara yelken açarken
Kış güneşinin mutlu ettigi bir kedi gibi mutlu, emin,
tasasız
Sere serpe ve keyifli olmak tek isteğim ve dileğim
senin ve benim , yani bizim için...

29/10/2006

MANYETIK KUTUPLAR YER DEĞIŞTIRIYOR

 

 

 

Yerküre'nin sahip olduğu manyetik alan, kendi ekseni etrafında dönüşünün ve yer kabuğunun Ay'ın çekimi ile etkileşmesinin bir ürünüdür. Buna göre Yerküre, coğrafi kutuplarının yanında ayrıca, manyetik kuzey kutup ve manyetik güney kutup noktalarına da sahiptir. Manyetik kutup noktaları, coğrafi kutuplardan 1600 km. uzaktadır.

Yeryüzü'nün manyetik alanı, manyetik kutupları birbirine bağlayan kuvvet çizgileriyle Dünya'yı sarıp sarmalamıştır. Bu manyetik alan, dış uzaydan gelen kozmik ışın parçacıklarına enerji kaybettirir ve böylece bir kalkan görevi görür.

Dünya'nın değişik yerlerinde yapılan jeolojik çalışmalar, manyetik kutupların belirli bir düzende sürekli yer değiştirdiğini ortaya koymuştur. Jeolojik geçmiş boyunca meydana gelmiş bulunan volkanizma olayları sonucunda, içinde demir minerali bulunan mıknatıslanabilir volkanik kayaçlar oluşmuştur. Yüzeye çıkarak katılaşmaya başlayan akıcı lavlar içindeki demir molekülleri, dizilimlerini ve manyetik yönlenmelerini, Yerküre'nin o andaki manyetik alanının etkisi altında gerçekleştirerek manyetik kuzey-güney yönünde düzenlenirler.

Faaliyetini 100 milyon yıl eksiksiz sürdüren bir yanardağdan dikine alınan bir sondaj kesitinde, değişik yaşlardaki lav katmanlarının içindeki demirli minerallerin manyetik dizilim yönünü tespit etmek suretiyle, örneğin, 100 milyon yıl içerisinde manyetik kutuplarda meydana gelmiş bulunan değişiklikler saptanabilir.

Geçerliliği kesin olarak ispatlanan bu yöntem sayesinde, son 76 milyon yıldan bu yana 170 manyetik kutup değişmesi (terselmesi) saptanmıştır. Yapılan araştırmalara göre, manyetik kuzey kutup ile manyetik güney kutbun yer değiştirmesi hareketi 1000 ile 10.000 yıl arasındaki bir zaman dilimini kapsamakta ve kutupların yer değiştirdiği bu dönemde Yerküre'nin manyetik şemsiyesinde yırtılmalar meydana gelmektedir.

Manyetik alanın yön değiştirdiği dönemlerde, manyetik alanın koruyucu bir kalkan görevi görmesi sekteye uğramaktadır. Bu şekilde Yeryüzü'nün manyetik alanının şiddeti azaldığında, kozmik ışınlara karşı korunması da zayıflamaktadır. Bu durum, gerek iklimler üzerinde gerekse canlı yaşamı üzerinde önemli etkilere sebep olmaktadır.

Her manyetik kutup terselmesinden sonra 100 bin ile 1 milyon yıl arasında değişen dönemler boyunca manyetik kalkanın tekrar etkin olarak kurulduğu bir evre yaşanmaktadır. Dolayısıyla atmosfer, iklim ve canlı yaşamı yeni bir doğal dengeye kavuşmaktadır.

Günümüzdeki manyetik kuzey kutbu, bugünkü yerine bundan yaklaşık 700 bin yıl önce gelmiştir. Ondan önceki 300 bin yıllık bir dönemde bugünkü manyetik kuzey kutbu Antarktika'daydı, yani bir pusula o dönemde kullanılmış olsaydı, ibrenin kuzeyi gösteren kolu, coğrafi kuzey kutbuna değil, Antarktika'ya yönelik olacaktı. Ondan önceki dönemde manyetik kuzey kutbu yine bugünkü yerindeydi ve bu durum 100 bin yıl sürmüştü. Daha önceki dönemde ise manyetik kuzey kutbu yine Antarktika'ya kaymıştı ve bu durum 1 milyon yıl sürmüştü. Daha eskilere doğru inildikçe manyetik kutup terselmesinin ritmik olarak devam ettiği görülmektedir.

Ritmik olarak gerçekleşen bu manyetik ters dönme olaylarının sebebi ise bilimsel bir mantıkla henüz açıklanamamaktadır. Nedeni bilinmediği ve ani olarak ortaya çıktığı için de, önceden hesaplanması şimdilik olanaksız görünmektedir. Ancak yapılan istatistiki hesaplara göre, manyetik kutup terselmesinin arasındaki zaman aralığı gittikçe azalmaktadır. Örneğin; 500 milyon yıl önceki iki manyetik kutup değişiminin arasındaki zaman aralığı 10-20 milyon yıl iken, 200 milyon yıl önce bu süre bir milyon yıla düşmüştür. Son 20 milyon yılda bu değişim arasındaki süre ortalama 250 bin yıla, hatta bazı ekstrem durumlarda 10 bin yıla kadar düşmüştür.

Yapılan bilimsel ölçümlere göre, günümüzde Yeryüzü'nün manyetik alan şiddetinin azalmakta olduğu saptanmıştır. Nitekim, 1670 yılına oranla manyetik alanın şiddetindeki azalma %15 oranındadır. Bilimsel tahminler, yeni bir manyetik kutup terselmesi sürecinin her an başlayabileceği yönündedir !..

Manyetik alanı zayıflamaya başlayan gezegenimiz, kaçınılmaz bir şekilde Güneş'ten ve dış uzaydan gelen kozmik ışınlara karşı daha korunaksız bir hale gelmektedir. Diğer koruyucu kalkanımız olan atmosfer örtüsü ise beşeri kaynaklı aşırı kirlilik baskısı altında doğal dengesini yitirmektedir. Ozon tabakasındaki seyrelme oranı ciddi boyutlara ulaşmıştır.

Gezegenimizin her iki kalkanındaki eş zamanlı zayıflama, beklenmedik bir kozmik ışın bombardımanının etkilerini ciddi boyutlara taşıyacaktır. Özellikle Güneş'in zaman zaman "lekeleriyle" ilgili olduğu saptanan beklenmedik faaliyetleri olmaktadır. Güneş'in morötesi ışınlarının şiddetinde olabilecek artışlar, Dünya iklimlerini ve canlı yaşamını doğrudan etkileyecektir.

Yerküre'nin doğasında; taş küresi, hava küresi, su küresi ve canlı küresi karşılıklı etkileşimiyle sürekli yeni küresel dengelerin kurulması özelliği bulunur. Bu husus; Kozmos'da bir yer işgal eden gezegenimizin varlık icabıdır.

Içinde bulunduğumuz Yeni Çağ'da küresel boyutta yeni bir doğal dengenin kurulmakta olduğu anlaşılıyor!.. Tuttuğumuz medeniyet yolu ile gezegeni tahrip eden bir çıkmaz yola girdik. Beşeriyet olarak bu Yeni Çağ dengesinde yerimizi alacak mıyız? Tarihimiz boyunca ilk defa topyekün karar vereceğimiz bir çağdayız...

 

 

 

Derleyen: Yrd Doç Dr Cengiz Kayacılar

 

22/10/2006

Benim Güzel Allahım


Ey siz inananlar.

Tanrınızın yarattıklarına düşmanlık mı besleyeceksiniz?

Öldürecek misiniz onları?

Yoksul mu bırakacaksınız?

Acılarına sırtınızı mı döneceksiniz?

Sadece kendi kavminiz için mi şefaat dileneceksiniz?

Kendinizi ayıracak mısınız Rabbinizin yarattığı diğer kullardan?

Dininizle, ırkınızla böbürlenecek misiniz?

Ey siz, huzursuz ruhlar... Ey siz, binlerce yıldır kendi ihtirasının dikenleriyle kanayanlar... Ey siz, fıtrattan eksikli yaratılmış olanlar...

Dinleyin.

Fırtına kuşları gibi içinde uçtuğunuz sert rüzgarlarla yorgunsunuz, günahlarınızla, hiç bitmeyen hırslarınızla yorgunsunuz, kavgalarla, düşmanlıklarla, kızgınlıklarla yorgunsunuz, avucunuzda sıktığınız bir ustura gibi sizi yaralayan bencilliklerinizle yorgunsunuz.

Rüzgarın dinmesini özlediniz.

Sessizliği ve sükûneti özlediniz.

Düşmanlarınızla ve kendinizle barışmayı özlediniz.

Daha doğduğunuz gün bir hapishane gibi kapıları üstünüze kapanan hayatın dağdağasından kurtulmayı özlediniz.

Bir lahzalık bir huzur için yakarıyorsunuz.

İçinizdeki öfkeli çığlıklar sussun, dışınızdaki insafsız dövüş naraları kesilsin istiyorsunuz.

Kasırgalardan çıkıp sakin bir vahaya konmak istiyorsunuz.

Rüzgar uğultusundan başka sesler de duymak, gözlerinize dolan o karmaşık karaltılardan başka şeyler de görmek, sükûnetin tadını çıkarmak, soluklanıp gücünüzü yeniden toplamak istiyorsunuz.

Ve, tanrı isteklerinize cevap verdi.

Ve, bayramlar bağışladı size, kendinizden ve kavgalarınızdan kurtulun diye.

Ve dedi ki, "bugün durun, bugün barışın, bugün düşmanlıklarınızı, hırslarınızı unutun, bugün kendi eksiğinizi başkalarının eksikliklerini severek tamamlayın."

Ve, ben, Rabbimin eksikli kulları o günlerde mükemmeliyete erişip düşmanlarını sevdikleri, ruhlarını hırpalayan kasırgalardan kurtuldukları için bayramlara iman ettim.

Ve dedim ki, "hiddetine değil imanım ama şefkatine iman ediyorum."

O, benim güzel Allahım.

O, eksik yarattığı kullarını eksiklikleriyle sevecek kudrete sahip olan.

O, kasırgaları ve vahaları yaratan.

O, imanını kaybetmiş bir adamın çocukluğunda kıldığı teravih namazlarında söylenen "salavat-ı şerif"e sesini veren.

Bayramlar, benim inançsızlığımın durduğu, dinlendiği, huzurlu vahalar.

Bayramlar, benim kaybettiğim tanrımı bulduğum büyük ve huzurlu mabetler.

Ey siz, binlerce yıldır kendi ihtiraslarıyla kanayanlar, sizlersiniz bana bayramlarda tanrımı bulduran.

Düşmanınıza gösterdiğiniz merhamet, yoksula gösterdiğiniz şefkat, muhtaca gösterdiğiniz rikkat bana tanrının varlığını gösteren.

Ruhunuzu saran huzur, sizdeki huzurla o müthiş kasırganın ani duruşu, hepimizi kucaklayan hoşgörülü sevecenlik, o temizlik kokusu beni inanmadığıma inandıran.

Bayramlar, benim tanrımın sizin mükemmeliyetinizde ortaya çıktığı muhteşem duraklar.

Ve dedi ki benim Allahım, "kendiniz için değil düşmanınız için dua edin."

Ve dedi ki, "kendiniz için değil düşmanınız için şefaat isteyin."

Ve dedi ki, "sizi birbirinize emanet ettim, emanetinize hıyanet etmeyin."

Ve dedi ki, "düşmanlarınızı da benim yarattığımı unutmayın."

Ve dedi ki, "bu menzilde öyle yüce bir merhamet gösterin ki bana inanmayanlar sizin merhametinizin ışığında görsünler beni."

Bayramlar, dünyadaki imtihanları en zorlu geçenlerin, yoksulların, kimsesizlerin, evsizlerin, çocuğuna portakal alamayan işsizlerin, dağda ölümü bekleyenlerin, nöbet yerinde hasret çekenlerin, hastaların, gurbete çıkanların, hapistekilerin, kaderin kendilerine daha iyi davrandığı insanlar tarafından tevazuyla, ağırbaşlılıkla, şefkatle kucaklandığı duraklar.

Kendimizden yıkandığımız, kendi öfkelerimizden arındığımız, menfaatlerimize sırtımızı döndüğümüz kutsal yunaklar.

Bir ihtiyarın elini öpen genç, bir çocuğun başını okşayan adam, bir yoksulu sevindiren zengin, bu huzurlu vahanın çiçeklerini dikenler.

O davranışların her birinde ben kendi tanrımın tebessümünü görürüm.

Kullarının merhametinden sevinir benim tanrım.

Hayatın kasırgasını bunun için durdurur.

En huzursuzumuz bile böyle günlerde huzur bulur.

Bir başkasına merhametle, şefkatle, tevazuuyla uzanan her elde tanrının eli vardır ve o el değdiği her yere huzur ve güç verir.

O huzuru herkesle birlikte duyarım.

Ruhum sakinleşir.

Her gülümseyen yüzle birlikte hafiflediğimi, zincirlerimin çözüldüğünü, ihtirasların ve öfkelerin hapishanesinden azat edildiğimi hissederim.

Ve, iman ederim kendi tanrıma.

Ve, her gülümseyen yüze, her sevecen sese minnet duyarım.

Onlardır benim tanrımın dünyadaki yansıması.

Onlardır beni inandıran.

Ben her bayram iman ederim.

Ey siz, huzursuz ruhlar...

Ey siz, binlerce yıldır kendi ihtirasının dikenleriyle kanayanlar...

Ey siz, fıtrattan eksikli yaratılmış olanlar...

Dinleyin.

Sizsiniz beni Allah’a yaklaştıran.

Kendi eksikliğinizi başkalarının eksikliğini severek tamamladığınızı görmek inandırır beni tanrının varlığına.

Ve derim ki, "hiddetinden korkmuyorum ey Rabbim, şefkatin titretiyor dizlerimi."

Ve derim ki, "bana varlığını kullarının merhametinde göster."

Ve derim ki, "sen olmasaydın da onlar böyle kötü olabilirlerdi ama sensiz iyi olamazlardı, onların iyiliklerini göster bana."

Ve derim ki, "senin adına kötülük edenler varken nasıl inanacağım sana."

Ve derim ki, "senin cennetini istemiyorum ey tanrım, bütün istediğim seni tebessüm ettirecek bir iyilik yapma gücü, onu ver bana."

Ve, bayramlarda benim tanrım bana kullarının iyi yanlarını gösterir.

Birbirine sarılan her düşmanla ben imana doğru bir adım atarım.

Huzur bulan her ruhla biraz daha inanırım.

Sizi, bir mükemmeliyete doğru yürüyün, ruhunuzun eksikliğini kendiniz tamamlayın ve böylece O’nun kendi başına mükemmeliyete ulaşabilecek canlılar yaratabildiğini gösterin diye eksik yaratan tanrı, bu ıstıraplı yürüyüşte durup dinlenebileceğiniz menziller yaptı size.

O menzillerde durun.

Durun ve eksik yanlarınızın tamamlanmasını bekleyin.

Sahip olduklarınız, sizin eksikleriniz.

Öfkeleriniz, düşmanlıklarınız, hırslarınız, kıskançlıklarınız, hasetleriniz, böbürlenmeleriniz.

Onlardan kurtuldukça tamamlanacaksınız.

Ve, bayramlar tamamlanma vakitleri.

Ey siz inananlar...

Tanrınızın yarattıklarına düşmanlık mı besleyeceksiniz?

Öldürecek misiniz onları?

Yoksul mu bırakacaksınız?

Acılarına sırtınızı mı döneceksiniz?

Sadece kendi kavminiz için mi şefaat dileneceksiniz?

Kendinizi ayıracak mısınız Rabbinizin yarattığı diğer kullardan?

Dininizle, ırkınızla böbürlenecek misiniz?

Onun yarattığı kulları sevmeden tanrınızı nasıl seveceksiniz?

O benim güzel Allahım.

Görür içinizdeki kötülükleri.

Düşmanlıklarınızı görür.

Bir kulunun bir kuluna ettiği kötülük üzmez mi onu?

Ey siz inananlar...

Siz korkmaz mısınız onu üzmekten?

Onun üzülmesinden üzülmez misiniz?

Bayramlar, sadece birbirinizi değil, tanrınızı da sevindirme vakitleri.

Onu sevindirdiğinizde, onun da tebessüm ettiğini imanla görürüm.

Ve der ki, "hepinizi eksikli yarattım, birbirinizin eksiğini hor görmeyin."

Ve der ki, "hepiniz benimsiniz, benim olana kötülük etmeyin."

Ve der ki, "her bir kulum eksiğini, bir başka kulumun eksiğini hoş görerek tamamlar."

Ve der ki, "düşmanlarınız da benim kullarım, onlar için dua edin."

Ve der ki, "merhametim hiddetimden fazladır, sizin de merhametiniz hiddetinizden fazla olsun."

Ve, bayramlar eksikli kulların merhametle huzur bulduğu zamanlardır.

O huzurda görürüm ben onu.

Benim güzel Allahım.

Öyle kullar yaratır ki, inançsızları merhametleriyle inandırırlar.

Ben her bayram inanırım.

Onun yarattığı kulların şefkati beni yaklaştırır ona.

Ve derim ki, "hiddetinden korkmuyorum ey tanrım, şefkatin titretiyor dizlerimi."

Ve derim ki, "sana her bayram inanıyorsam ey tanrım, bu, her bayram senin kullarının şefkatine inandığımdandır."

AHMET ALTAN

22/10/2006

Foton Kuşağı

YÜKSEK ENERJİLİ FOTONLARDAN OLUŞAN BÜYÜK BİR KUŞAK. 2012 YILINDA GÜNEŞ SİSTEMİMİZ TÜM GEZEGENLERİ İLE BİRLİKTE BU KUŞAĞA GİRDİĞİNDE DÜNYAMIZIN OZON DELİĞİ ONARILACAK VE TÜM YAŞAM 3. BOYUTTAN 5. BOYUTA GEÇECEK. İNSANLARIN 2 SARMALLI DNA"LARI İKİŞERLİ OLARAK BİRARAYA GELİP 12 SARMALLI BİR DNA"YA SAHİP OLACAKLAR. BU OLAY SIRASINDA TÜM İNSANLARIN CHAKRA"LARI AÇILACAK VE DUYULARI VE ALGILAMALARI ARTACAK. HERKES BİRBİRİNİN DÜŞÜNCESİNİ OKUYABİLECEK. BU İLK ÖNCE KISA SÜREN BİR KAOSA NEDEN OLACAK FAKAT DAHA SONRA HERKES BİR DÜŞÜNCE BİRLİĞİ HALİNDE BİR ARAYA GELEREK, ÖNYARGININ, YALANIN VE KÖTÜ DÜŞÜNCELERİN OLMADIĞI BİR ORTAMA GEÇİLECEK. İNSANLAR BİRBİRİNİN AURALARINI GÖREBİLECEKLER.

12 sarmallı DNA"ya geçiş sonrası insanlarda hiçbir hastalık kalmayacak, hasta olanlar kendilerini ve birbirlerini iyileştirebilecekler. İnsanlar ölümsüz olacaklar. Ölüm olayı ise fiziksel dünya"da kalmaktan vazgeçip başka bir boyuta geçmeye karar verme şeklinde olacak. Yani, dünya"da geri kalanlar (kalmayı seçenler) ölmeye (başka boyut gitmeye) karar verenlerin ortadan bir anda kaybolduğunu görecekler. Fiziksel dünyamızda kalmayı seçen insanların ışık bedenleri olacak ve bu cennete benzeyen ışıklı dünyada çok güzel vakit geçirecekler. Fiziksel olarak 2000 yıl sürecek olan bu olay sonrasında foton kuşağı güneş sistemimizi terkedecek.

Foton kuşağı ilk kez ingiliz astronom Edmund Halley (1656-1742) yılında Pleiades takımyıldızlarını kuşatan gazımsı bir kuşak olarak gözlendi (Halley kuyruklu yıldızını da keşfeden astronom). Fredrick Wilhelm Bessel ise foton kuşağının dönüş hızını keşfetti (herbir yüzyılda 5.5 derece saniye). Jose Comas Sol Pleiades takımyıldızındaki güneş sistemlerini keşfetti. Paul Otto Hesse foton kuşağının kalınlığını saptadı (2000 ışık yılı). Güneş sistemimiz her 25.860 yılda bir Pleiades çevresinde bir tur dönmektedir. Yani, yaklaşık olarak her 12.500 yılda bir güneş sistemimiz bu foton kuşağının içine girer. Güneş sistemimizin foton kuşağının içindeki yolculuğu 2000 sene kadar sürer. Yani, foton kuşağından çıktıktan sonra tekrar foton kuşağına girmek için 10.500 yıl geçmektedir. Bu devrelerin alt devreleri de vardır ama üst devre 206 milyon yıl sürer.

Foton kuşağının kendisinin de aurası var ve ilk aura katmanına (enerji seviyesine) 1962 yılında dünyamız (ve tüm güneş sistemimiz) girmiş durumda. Yani şu anda foton kuşağının düşük enerjili ilk kısmının içinde bulunuyoruz. Dünya"mız ikinci enerji seviyesine ise 1987 yılında girdi. 2012 yılında üçüncü enerji seviyesine girmesi sırasında 110-144 saat (5-6 gün) boyunca karanlıkta kalacağız. Üçüncü enerji seviyesine (foton kuşağının kendisinin bulunduğu esas enerjili kısım) girildiğinde ise karanlık sona erecek ve artık hiç gece olmayacak yeryüzünde. Sırasıyla yazarsak:

1. gün: 21 Aralık 2012"de kör bölgeye giriş, tüm canlıların beden tipinin değişmesi, hiçbir elektrik aygıtının çalışmaması, tam karanlık
2. gün: Atmosfer basıncının düşmesi, herkesin kendisini şişmiş hissetmesi, Güneş"in yeterli ısıtamaması, dünya ikliminin soğuması (buzul çağı soğuğu)
3.-4. gün: Atmosferin şafak vakti gibi sönük bir ışıkla aydınlanması, foton etkisinin başlaması, foton enerjili aygıtların çalışabilir hale geçmesi, yıldızların yeniden gökyüzünde belirmeleri.
5.-6. gün: 24 saatlik gündüz devresine giriş, kör bölgeden çıkıp ana foton kuşağına giriş, tüm canlıların güçlenip zindeleşmeleri, dünya ikliminin ısınması, foton ışınıyla çalışan gemilerin uzayda yolculuk yapmaya başlaması, telepati, telekinezi gibi psişik yeteneklerin ortaya çıkışı (uyanış, süperbilinç).

Kısaca, foton kuşağı dünya"daki tüm yaşam için çok büyük bir faydası olan, yüksek enerjili fotonlardan oluşan devasa bir kemer. Güneş sistemimiz bu kuşağa girdiği zaman tekrar çıkması 2000 sene sürecek. Foton Kuşağı (Manaşik Halka) kendi etrafındaki dönüşünü 25.860 yılda bir tamamlamakta ve güneş sistemimiz her bir 10.500 yılda bir foton kuşağına girmekte. Foton kuşağı torus şeklinde (araba lastiği biçiminde) bir kemer ve bunun kalınlığı (çapı değil, kemerin kalınlığı) 2000 ışık yılı. Önemli bir husus elektrikli hiçbir aygıtın ise foton kuşağına girildikten sonra hiçbir şekilde çalışmaması. 2000 yıl boyunca sürecek olan safhada elektrik enerjisi ile çalışacak araca ihtiyaçta olmayacak zaten. Çünkü süperbilinç halinde olma hali ve foton enerjisi kullanabilecek teknoloji ile elektrik enerjisini kullanmaya ihtiyacımız olmayacak.

 

http://forum.ufonet.be/viewtopic.php?t=776

21/10/2006

ÇOCUKLARINIZ

 

B İ L  G E   P I N A R I

 

 

 


Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
Çünkü ruhları yarındadır,
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
Çünkü hayat geri dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur.
Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde kıvançla eğilin
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.

Halil Cibran  

 

 

21/10/2006

Sessizliğin Mesajı

karanlık, ışığın yokluğu değil,
engellenmesidir bilinç duvarlarıyla.
ışık var olandır çünkü
gerçeği olmayan ise
karanlık...
ve gölgen kadar izin verirsin
karanlığın alanına...

bu yol vaadlerle süslü değil
ne oraya, ne buraya dair.
sen hesabını yapmadığında
bedelsizcesine gelir ödülü.
ve tek sen, yalnız sen,
anlarsın değerini
ödül SENsindir çünkü,
sana sunulan
...

içe düşen bir gülümsemedir erinç hali
söz bile suskun kalır, huşu içinde.
ve susmak, en çok konuşmaktır aslında.

sessizlikte olmak...
tüm seslerin rahminde,
gürültüsüzce devindirmek bilgiyi.
ve kuytu bir huzur odağından
dalga dalga yaymak sevgiyi
...

bir merdiven,
ürkütürcesine yüksek
bir merdiven,
bir sonraya uzanan.
yolcu yorgun,
yolcu usanmış belki
oysa her an,
tek bir basamak
tek bir adımlık güç,
ona gerekli olan.

bir tohum çatlar,
zamanın sıfırlandığı bir anda.
bir kilidin açılması misali
çözülür kodlanmış şifre,
eşsiz bir oluşum sergilenir,
tezahürün mucizesinde.
doğal ve emeksiz sanki,
oysa öncesi sonsuzluktur.
sonsuzca bir birikim,
sonsuzca bir hazırlık,
bu açılım, bu doğuş adına
...

bir benzerler kümesi mi olmalı toplum,
doğa çeşitliliği yaratırken durmaksızın?

yazık, insan zihnine tutsak,
zihinse dışlanma korkusuna.
oysa yürek en yürekli,
yürek, en özgür uçuşunda.
birlik, ama farklılığın uyumunda,
teklik, tekilliğin sonsuzluğunda...
aynileşmek, ama özde ve özgünce
üniformaları reddeden bir bilinçle.
başöğretmen doğanın kürsüsünde
öğrenmek yaşamı hece hece.
her renk kendi yalnızlığında,
bütünleşmek,
bir gökkuşağı güzelliğince
.

güzellik bir özlemdir
tek özlemdir belki de.
öncesiz ve sonrasız zamanların esin kaynağı,
en coşkun hazzı, en içkin acısı...
bir koku, bir ses, bir nefes,
farklı bir titreşim, bir renk, bir parıltı...
ortak şartlanmalara teslim edilmezse eğer,
toplumsal bilincin defilesinde değilse yürekler,
güzellik de soyunur süslü libasını
saf ve ayıpsız sergiler, eşsiz doğasını.
tıpkı bir çiçek misali,
kendince, sadece ve özce..
.

roller giyeriz kimlik adına
ve rollerden ibaret kalır yaşamımız.
yaz günü kürk taşırcasına
bunalır da içimizde gömülü kalan
soyunmak ayıp gelir, günah gelir
ve yükümüzle ağırlaşır adımlar.
oysa ölüm zorla çıkarır giysimizi
zamanın tutsakladığı bir evren
zamansızlığa açılır, çırılçıplak.
özbenimiz ölümde nefes alır
.

değişmeyen özlem,
değişmez olana,
değişirken her bir şey
değişmezin alanında.
olanda olmayana öykünmek
en büyük çelişki bu olsa gerek
.

karanlık gölgedir
işıksa kaynak.
gölgenin nedeni ise
işığın dokunduğu varlık.
form ne denli yoğunsa
gölgesi o denli güçlü
öyleyse karanlık bize bağlı
ve biz denli suçlu.
oysa incelmek var
seyrelmek, şeffaflaşmak.
işığı kesmek yerine
geçirgen, iletken olmak
.

tutarlılık denilir
değişimi reddeden anlayışa
tekrarlayan kalıplara sıkışmış
tekdüze algılayışa.
oysa yaşam devinimdir
durmayan dönüşümdür,
iki nefes arasında
sonsuzca değişimdir.
kaya dikilir de suyun önünde
kaskatı heybetiyle gururlu
su sakin veya coşkulu
iğıl ığıl işler yolunu.
böyledir evrenin işi,
sert yumuşar, direnç esner.
form dağılır eninde sonunda
akışkanın alanında
.

sorumlu ‘ben’im demek zor gelir
‘herşey bende’ demekse sıkıcı.
içe değil, dışa dönüktür gözler
uzakları tarar her düşünce
zoraki bir anlam arayışında
‘ben’den ötelere tutunur eller.
oysa içimizdeki evren o denli yakın
o denli çözülmeyi bekleyen.
kendi aynamızda yansırken
birliğin binbir yüzü
kah cennet olur
kah da cehennem
tekil gerçeğin tözü
.

ayık, uyanık olmalı varlık
olanın farkında, ama
ne çok ürkek, ne de şımarık.
gerek duyan ile gereken
bir teğet noktasında buluştuğunda
eylem, çabasızdır
doğal, uygun ve ve anlık
.

göreliyi taşıyan ama görece olmayan
mutlak, her an, her yerde olan.
sonlu ile tezahürde
deneyimi sonsuzlayan.
en doğalın doğasında
en olağanüstüyü sunan.
mutlak, sabahımıza doğan
ama gecemizde kaybolmayan.
o ki her parçada aranan,
o, aramadan bulunan
.

yandık da ışıdı mı ortalık?
yandık da tükendi mi karanlık?
yandık, hem de çığlıklarla
yandık ama, beyhude mi acaba?
küller kaldı, toz-duman etraf
yolu bile seçemiyor gözlerim.
ve yalnız, ve yoksul, ve çok yabancı
hali anlatamaz ki yaban sözlerim...
yeniden başlamak, yine ve defalarca
kıvılcımı çakmak, hem de isteyerek.
ve yeniden onarmak her ne kaldıysa
ola ki, can ateşine yeni kav gerek
.

her ‘merhaba’, ‘hoşcakal’dır aslında
bu sonlara kurgulanmış süreçte.
her başlangıç ayrılığın tadında
sonsuzluk çınlasa da bilinçte.

ama bir eşik var, hem çok yakın
hem duyumlar-ötesi
o noktada çağır beni
birliğe, sen-ben ertesi
.

söz istendiğince güzel
sınırsız güçlü, kanatlı, yüce
ve en acımasız, kişi çirkinleşince.

söz, insan kadar değişken
beyaz ile kara denli çelişen
’yok’u var, ‘var’ı yok kılan usta çevirmen.

söz vurur geçer de yüreği
bir alemden diğerine müfteri
yalan bile gerçek sanar kendini.

ve, sus zamanı, şifa adına
ne konuşan olsun, ne de dinleyen
sessizliğin mesajı, duyulması gereken
...

ben de yandım Yunus gibi
çareyi an'da buldum.
bir gülümseme, borcum insana,
ama cenneti bende buldum.

gönlüm tende değil ki,
sunabilem coşkusunu...
sevgimse beni aşmış,
sürüklemiş yolcusunu...

erenlere selam olsun,
kabul, yürek uzak dursun.
sözler yansın, sözler kansın,
kabul, gerçek hayal olsun
...

yağmur ayrımsızca düşüyorsa
kile, kuma, kayaya,
güneş ısıtıyor, ışıyorsa
yansızca ve yönsüzce,
ve rüzgar umursamıyorsa
rengini, dokusunu
savurduğu saçların,
ve çiçek kokusunu,
ve çocuk coşkusunu
sakınmıyorsa o-bu-şu diye
ve tek liyakat yürekteki sevgiyse,
hangi ölçü tarta, biçe
kim ola da yargılaya
ve ne hakla sınıflaya
bu ‘ben’ denen evreni
...?

 

 

http://goto.bilkent.edu.tr/gunes/GUNCEden.htm

27/4/2006

Makro İnsan

3.cü Tekamül Boyutu olan Dünya'mızda ; Tekamül etmiş bir İnsan nasıl yaşar-nasıl davranır bilirmisiniz?

*Bilgisi - İdraki ve Aklı gelişmis bir İnsan hiç bir zaman telaş etmez. Her zaman Sakin-Sabırlı-Asude ve Mutludur. Boşuna Enerji sarfetmez, Endişe ve Üzüntü onun için bahis mevzuu değildir. Hiç kimseyi kınamaz, Hiç Kimseyi yargılamaz, İnsanı İnsandan ayırmaz, Almadan verir, Sevilmeden sever. Sonsuz Hoşgörü ve Tevazu sahibidir. İbadeti şekilde değil Bilinçtedir. Zenginlikten mağrur olmaz. Fakirlikten yokluk duymaz.

*O önünde yürümekte olan zaman şeridi üzerinde sıralanmış olan Olayları, Malzemeleri ve Bilgileri, adeta yürüyen bir Band' ın önündeki İşçi gibi Zamanında alır, tercihini yapar ve Zamanında yerine koyar. Çünkü Hayat, tercihler arasında Akıl ve Gönülle yapılan seçimler zinciridir. Sırasını kaçırdıği bir işi yapmak için-geri döndürmek için boşuna enerji sarfetmez-üzülmez. Sırası gelmeyen bir olay ve bir iş için de telaş etmez. Aksilik çıkacak diye Endişe duymaz. Zira O, Herşeyin müspet olacağını, Herşeyin yolunda gideceğini bilir ve inanır. Çıkabilecek pürüzlerin de, Akıl ve Vicdanla çözüleceğini bilir. O gerekli olan çalışmayı, Gereksiz Enerji sarfetmeden, lazım olan yerde ve lazım olan zamanda yapar.

* Kamil İnsanın, Gecesi de Gündüzü gibidir. Uykusu rahat, rüyaları ferah ve yol göstericidir. Kamil İnsan yaşadığı her andan zevk alır. Doya doya ve dolu dolu yaşar. Doğal Sirküleyi hisseder, Tabiatla hem ahenktir ve An'da yaşar. Her Nefes alışından Mutluluk duyar. Olmakta olan Herşeyin Bütünün yararına ve hayrına olduğunu bilir. Olgun Bir Insan, Kainatin Ahengini, Bu Ahenkten doğan Güzelliği, Her yerde, Her şeyde, Her an, Gören, Hisseden, Yaşayan ve icablarına uyan Kişi'dir

27/3/2006

Sabit Bir Zaman Biriminden Söz Etmek Hayaldir!

(...) Ne zaman ki ay, yörüngesinde hızlanmaya başlıyordu, gezegenlerin de hepsi, sanki aya ayak uyduruyormuş gibi hızlanmaya başlıyordu; ne zamanki ay yörüngesinde yavaşlamaya başlıyordu, gezegenlerin de hepsi yine ona ayak uyduruyormuş gibi yavaşlamaya başlıyordu. Sanki güneş sisteminin tüm hareketli elemanları senkronize olmuş gibi, çok küçük değerlerde de olsa, aynı zamanda hızlanıp, aynı zamanda yavaşlıyordu. Gözlenen durum, KEPLER yasalarına uymayan son derece garip bir durumdu. Acaba ritmin gerçek nedeni ne olabilirdi?

Akla ilk gelen açıklama şu olabilirdi: Bu gözlemlerin hepsi doğal bir yasanın sonucu değil, bir hayalin ürünüydü. Yani güneş sisteminin ritmik hız değişimi gerçek olmayabilirdi. Bütün gökcisimlerinin hızının aynı zamanda değişeceğini herkes düşünüyordu ve kabul ediyordu da, ancak dünyadaki zaman ölçüsünün değişebileceğini hiç kimse aklına getiremiyordu. Çünkü dünyadaki yasaları ve gözlemleri, evrensel ölçülerin temeli olarak benimseme yanılgısından kurtulanların sayısı çok azdı. Bütün zaman ölçülerini, güneş gününe göre saptamış insanoğlu acaba bir hata mı yapıyordu? İyi de bu yanılgı nasıl olurdu? Çünkü dünyanın kendi çevresinde ve güneş etrafındaki yörüngesinde (uzaklığına göre) hep aynı hızla döndüğü yüzyıllardır kuşkuya yer bırakmayacak şekilde benimsenmişti. Böyle bir hız değişiminin gözlenebilmesi için ya bizim zaman ölçümüzün değişebilir olacağını ya da güneşimizdeki gezegenlerin hepsinin, bugün nedeni açıklanamayan bir etkinin altında ritmik olarak hareket ettiği kabul edilecekti. Sonuncusunun onaylanması, ancak, aşağıda anlatacağımız küçük bir olayı ya da gözlemi benimsemek kadar anlamlı olacaktır.

Varsayalım ki, eğitilmiş bir koşucu spor takımında, her sporcunun hangi mesafeyi hangi derecelerde koşacağı, hem sporcular tarafından hem de sorumlu antrenör tarafından bilinmiş olsun. Bir yarışmada bu takımın tüm üyeleri koşuya sokulsun ve hepsinin daha önce bilinen derecelerinden daha hızlı ya da daha yavaş koştukları saptansın. Hatta rakip sporcuların da hepsi normallerinden daha hızlı ya da yavaş koşmuş olsun. O zaman yapılacak ilk iş, kullanılan saatin kontrol edilmesi olacaktı. Çünkü sporculardan birinin hızlı, birinin yavaş koşması doğaldır; fakat hepsinin aynı anda beklenenden daha iyi ya da daha kötü derece yapması kural olarak olanaksızdır. Eğer saat normalden yavaş gidiyorsa, sporcuların hepsinin olması gerekenden daha hızlı, eğer saat normalden daha hızlı gidiyorsa, sporcuların olması gerekenden daha yavaş koştukları anlaşılacaktır.

Fakat bir defa doğru bildiğine inanmış insanoğlu, saatinin düzgün işlemeyebileceğini hiç aklına getirmemiştir. Halbuki güneş sisteminde olan bu ritmik değişim de aklımıza gelmeyen bu nedene dayanmaktaydı. Tüm zaman ölçülerini, sabit olduğuna inanılmış güneş gününe göre ya da onun altbirimlerine göre saptamış olan bizler, esasında oynak bir zaman birimine sahip olduğumuzu çok geç de olsa öğrendik. Çünkü dünyanın kendi etrafındaki dönüş hızı, ne jeolojik yıllarda aynıydı ne de yılın her gününde aynıydı. Bunun üzerine ortaya önemli bir sorun çıktı. Gerçek zaman ölçüsünü neye göre alacaktık? Bunun yanıtı teknik gelişmeyle birlikte bulundu: Atom saati ile. Fakat atom saatinin de zaman içinde değişmediğini kim söyleyebilirdi? Çünkü; eletromanyetik dalgaların, dolayısıyla salınımların, gravitasyonun yoğunluğuna bağlı olarak değiştiğini ve ayrıca, karadeliklerde salınımların ve frekansların yavaşladığını biliyoruz. Evrendeki madde yoğunluğunun, genişlemeden dolayı her an biraz daha düştüğünden, buna bağlı atomik salınımların sabit kalmasını da bekleyemeyiz; yani, atomik saat de zaman içersinde yavaşlamak zorundadır. Bu nedenle sabit bir zaman biriminden sözetmek bir hayaldir.

Prof. Dr. Ali Demirsoy