« Önceki |

19/11/2009

Kimsin Sen?


Ey yolcu
Yolun nere senin
Nerelerde gezersin
Dönüp dolanıp yine bana dönersin
Benden ayrı mı sandın kendini
Bende harmanlandın da buldun kendini

Bulandın, bunaldın ama beni bulamadın
Ama yoktur kaygı
Vardır daha vakti
Üzülme sen olanlara
Teslim etme varlığını hemencecik onlara
Onlar ki seni üzerler
Üzmeseler olmaz!
Yanmak kolay mı sandın?

Yol uzun
Yol derin
Yol çetrefilli
Ama yol da sensin yolcuda
Yollarda duraksama
Her kara kaşlıya da aldanıp kanma

Unutma her yol O'na çıkar
O'ndan gayrısı yoktur çünkü.
Biz O'nda döndük dolaştık
Yandık da yandık
Bu oyunları biz çok oynadık
Kimsin sen?
Hangi yollardan geçtin sen
Neler neler ettin sen
En derin en karanlık yollarda
Işığın oldum ben
Beni senden ayrı görme
Sevgini kimseden esirgeme
Sevgimizle...

19/11/2009

Konsantrasyon ve Meditasyon Arasındaki İlişki


Konsantrasyon; her hangi bir konu ya da durum için derin düşünme halidir. Eğer sizi üzen bir durum üzerinde konsantre halindeyseniz stres denilen bir durum cerayan edecektir. Enerji farkındalığı izlediğinden; yoğun bir şekilde üzüntü içersinde olduğumuzda ve bu konu üzerinde kafa yorduğumuzda beynimizde müthiş bir enerji yoğunluğu meydana gelir. Bu durum beynimizdeki yenilenmeyen hücrelerinin ölmesine neden olacaktır. Otamatik savunma sistemimiz bedenimizin herhangi bir yerinde bir ağrı meydana getirerek, böylece hücrelerimizi korumaya almış olur. Bu; olumsuz düşünceler üzerinde, konsantrasyon durumunda gerçekleşen bir dizi olaydır. Bir de olumlu düşünceler içersinde olduğumuz konsantrasyon hali vardır. Bunun yararı derin düşünme gerçekleştiğinden icadlar yapma ya da olayları başka açılardan görmemizi sağlayabilir. Olumsuz tarafı ise bir tür hipnoz hali içinde olur ve çevremize duyarsız kalırız. Ayrıca Konsantre olduğumuz durumlar meditasyon hali içinde olmamızı engeller. Çünkü; meditasyon hiç bir şey yapmadan, hiç bir şey düşünmeden sessiz kalma halidir. Ancak konsantrasyon, düşünme halidir. Zihin hiç susmaz ve yeni fikirler üretip durur ve bu yüzden o durum dışında başka her hangi bir şey için tepkisiz ve duyarsız kalırız. Kendi duygularımızın farkında bile olamayabiliriz. Ki bu durum bir tür hipnoz halidir; kendini kaybetme, ne yaptığını fark edememe hali.

Konsantrasyon; tek bir şeye odaklanmak ve bu yüzden çevremize duyarsız kalma hali iken, meditasyon aksine çevremize ve olan her duruma açık olma, farkında olma halidir.

Meditasyonun, konsantre olmakla hiç bir ilgisi yoktur. O sadece sessiz kalma hali ve o hal içinde kendi iç yoluna yapılan bir seyahattir. Zihnin bunda hiç bir etkisi olmamalıdır. Bu da bir tür uyku hali gibidir. Çünkü beden bu durumdayken kendini uyku moduna alır ve her iç organımız minumum düzeyde çalışır. Meditasyon yapmak için gerekli olan şey; sessizlik, gevşeklik ve kendini bırakmaktır. Akışa uyma hali; olan hiç bir şeye tepki vermeme halidir.

Meditasyon sırasında asla konsantre olmaya çalışmayın. Sadece izin verin ve enerji aksın.

 

Saygılarımla...

19/11/2009

Kadınlar ve Erkekler


Kadınlar ve Erkekler hakında ''Kadınlar Venüs'den Erkekler Mars'dan'' gibi bir çok kitap yazılmıştır. Sigmund Freud sırf kadınları anlamak için 30 yıl çalışmıştır. Osho bu konuyla ilgili olarak erkekler güneş enerjisini, kadınların ise ay enerjisini kullandıklarını söylemiştir. Evet gerçekten de kadınlar ve erkekler tamamen birbirlerinden zıttırlar. Sadece beden olarak değil aynı zaman da düşünce ve duygusal tepkiler olarak da farklılıklar görülmektedir. Bunun sebepleri bazılarına göre kadınların sağ beyin yarım kürelerini kullanmalarından dolayı daha sezgisel olduğunu, erkelerin ise sol beyin yarım küresini kullandığından daha mantıkcı ve zihinsel olduklarını söylemişlerdir. Belki de bu yüzden kadınlar ve erkekler bir türlü karşı tarafı anlayamamıştır. Erkekler basittir, ne diyorlarsa odur. Kadınlar ise daha karmaşık düşünürler. Bir şey söylediklerinde aslında başka şey söylemektedirler. Bu yüzden erkeklerinde kendileri gibi konuştuklarını ve sözlerinin altında başka sözler duymaya çalışırlar. Erkekler daha mantıkcıdir ve geleceği daha fazla düşünür; siyaset ve bilimle daha ilgilidir. Kadın ise günlük olaylarla alakadar olur. Onlar güzel görünme ve beğenilmek için çabalar ve o hal içinde olmak için düşünürler. Onlar anda yaşar.

Kadın ve erkekler aslında bir madalyonun iki yüzü gibidir. bir arada olduklarında bir bütün olurlar. Belki geçmişin avatarları bu yüzden cinsel birliktelik için makro birlik demişlerdir. Bu birliktelik hali İsrail'i bayrağı, Davutun yıldızında da gizlidir. İç içe geçmiş iki üçgen vardır. Eskiden kadınlar kase olarak simgelenmiş yani ters üçgen olarak. Erkekler ise bıçak olarak simgelenmiş düz üçgendir. Ve bıçak ve kase bir araya geldiğinde davudun yıldızı meydana gelir ki bu da birliğin simgesidr. Ünlü hintli filozof Osho, israil için ilginç bir bilgi vermektedir. o aslında 3 hecelidir ona göre. is-ra-el. is, isisin enerjisi olan ay enerjisini yani kadın enerjisini, Ra ise güneş enerjisini yani erkek enerjisini simgelemektedir. El ise yaratıcı Elohimden gelmektedir. Ya da el-ilah daki eli simgelmektedir. Ve Osho'ya göre İsrail tao'dur. Yani bir bütünü simgelemktedir. Kadın ve erkek birleşmesi de bir Tao'dur.

Kadın ve erkekler tam olarak % 100 erkek ya da kadın değildir. İşte onlar kendi içlerindeki diğer kutbuyeti de dengelerse işte o zaman tam olarak bir Tao hali içinde olurlar. Çünkü kendilerindeki erkek ve kadın enerjiyi dengelemişlerdir. İşte kendilerinde bunu dengelemeyi başaramayanlar bu dengeyi karşı cinsle olan birlikteliklerinden sağlamak amacıyla diğer cinse çekilirler.

Saygılarımla

1/8/2009

Öğrenmede öğretmen ve öğrencinin rolü

En iyi öğretmen çok şey bilen değil; bildiklerini karşısındakine en iyi şekilde aktarabilendir. Ancak bu bile öğrenmenin gerçekleşmesinde tek başına yeterli değildir. Çünkü Mevlana’nın da dediği gibi: ‘ne kadar bilirsek bilelim, anlatabildiklerimiz karşımızdakinin anlayabileceği kadardır.’

Öğretmenin görevi sadece bilgi vermek değildir. Öğretmen öncelikle öğrencinin merakını uyandırmalı sonra da öğrencinin bilgiyi algılayabilmesini sağlamalıdır. Bunun için de öğrenmeye teşvik edilmelidir. Gerekirse de psikolojik destek verilmeli; olumlamalarda bulunarak kişinin kendisine olan güveni sağlamlaştırılmalı ve başarma azmi arttırılmalıdır. Ancak tüm bunlara rağmen, başarıya ulaşmak öğrencinin çalışma performansına bağlıdır.

Unutmamalıdır ki; öğrenci hazır olmadan öğrenme gerçekleşemez. Eğer öğrenci dersi sadece geçmek için alıyorsa, bilgi kendisinde kalıcı olmaz ve kısa süre sonra da unutulur.

Öğrenmede amaç merak duygusunu tatmin etmek olmalıdır. İşte o zaman bilgiler idrak edilir ve böylece öğrenme gerçekleşmiş olur.

2/7/2009

Yaratım Nasıl Gerçekleşiyor?

İnsan beyni, bilincin emirlerini yerine getirir. Neye inanıyor, neyi görmek istiyorsak onu gösterir, fazlasını değil. İnançlarımız ve varsayımlarımız bizim sınırlarımızı belirler. Bu yüzden yeni doğmuş bir çocuğun sınırı yoktur, çünkü; varsayımda, yargıda ve saplantıda olamaz. İnsan büyüdükce yavaş yavaş toplumun inançlarını, gerçekliklerini algılar ve zamanla bu öğretilere aşına olur ve bu bilgilere göre kendi gerçeğini oluşturur.

İnsanlar, her istediği şeye bir düşünce kadar yakındır; yeterki saf bir şekilde istemesini ve gerçekleşeceğine olan inancını kaybetmesin. Yaratım işte bu şekilde gerçekleşir: düşünceyi yönlendirerek. Bir şeyi benliğimizde ya da çevremizde meydana getirmek için zihnimize kulak asmamamız gerekir. Çünkü, o bize bu istediğimiz durumların ya da şeylerin gerçekleşmesinin mümkün olmayacağını söyleyecektir. 

Düşünce yaratıcıdır. Sözler de, ifade edilmiş düşünceler olduğundan, onlarda yaratıcıdır. Bu yüzden söylediklerinize dikkat edin, çünkü, onlar gerçekleşebilir denmiştir. İnsanlar çevrelerinden sürekli olarak olumsuz ya da olumlu sözlere maruz kalırlar, bunlara telkin diyoruz. Telkin;  dışarıdan ya da sizden gelen düşünceler yoluyla gerçekleşir.  Kendinizin aciz, zavallı biri olduğunu inanıyorsanız, beyin bunu, böyle istiyor olarak değerlendirir ve bilinç altına depolar. Bilinçaltı da bunu gerçeğe dönüştürür. O yüzden her zaman olumlu düşünün ve sizin için olumsuz sözler söyleyenlere karşı sağır olun. Ancak bu şekilde istediklerinizi hayatınıza çekebilirsiniz.


Kahin1980

2/1/2009

Şifa hakkında...

Şifa hakkında biraz konuşmak istiyorum. Eğer şifaya ihtiyacı olan birisi iseniz, öncelikle iyileşeceğinize inanmalı ve bunun hakkında olumsuz bir düşünce içinde olmamalısınız. Olumsuz var sayımlarda bulunmamalısınız. Kısaca şifanın gerçekleşmesini engelleyecek, bloke edecek tutum ve davranışta bulunmamalısınız. Şifanın gelip sizi iyi ettiğini ve iyileştiğinizi düşlerseniz, sonra gerçekten sağlığınız düzelmiş gibi bir duygu içine girerseniz, kendi kendinize şifa vermiş, ya da en azından iyileşme süresini hızlandırmış olursunuz.

Eğer dua yoluyla şifa bulmak isterseniz, istek değil, şükür duası etmelisiniz.

Aslında en iyi şifacı hastanın kendisi olabilir. Bunun için kendi içine yönelip, iyileşmeye niyet etmeli ve iyileşmiş gibi şükür duası etmelidir. Ve iyileşeceğine gönülden inanmalıdır.

unutmayın püf noktası daima olumlu düşünmektir.

Şifaya muhtaç kişi bir yakınınız ise ve kendi kararını veremez durumda ise o kisiye, onu sevenler el ele tutuşup iyileştiğini düşlemeli. Eğer bilinç altı bu enerjiyi kabul ederse hasta olan kisi düzelmeye başlar. Önemli olan niyet ve olumlu düşünmedir.

Eğer şifa için yardım istiyor ama buna inanmıyorsanız, şifa enerjisi auranızdan geri yansır.

İnsanların ihtiyacı oldukları tek şey kendileridir.

Kendi güçlerinin farkına varmaları için biraz yönlendirilmeye ihtiyaçları olabilir. Bu nokta da bizim yapacağımız şey bilgimizi paylaşmaktır.

Her insan bir öğrencidir Eğer kişi, sorularına dışardan bir cevap bulamazsa, cevapları kendi içinde aramaya başlar ve kim olduğunu keşfetmeye...  Bu yüzden en iyi bilge, bildiklerini kendine saklayandır.

Tüm cevaplar, tüm şifalar içtedir bu yüzden insanlar kendi içlerine yönlenmelidirler. Bizim bu konu da yapmamız gereken hiç bir şey yapmamaktır.

Ayrıca insanın başına ne gelirse gelsin, bunun sorumlusu kendisidir. İnsan istemediği ya da düşünmediği şeyi kendisine çekmez, çekemez. Bunu idrak ettiğinizde tüm ölümler birer intiardır. Tesadüf yoktur, eş zamanlılık vardır.

İnsan her şey olma potansiyeline sahiptir. Yeter ki, kendisini keşfetsin.

Sözün kısası, insan hasta olmuşsa bunun sebebi kendisidir, sakatlanmışsa ya da ölmüşse bunun sebebi yine kendisidir. Ancak bu düşünce kalıpları bilinç altı sayesinde kisinin gerçekliğinde vuku bulur. Kisinin yapması gereken bilinç altını pozitif düşüncelerle bombardıman etmek, dışardan gelen negatif telkinlere karşı sagır olmak ve kendini nasıl bir hal icinde olmayı istiyosa o şekilde düşlemek.

Bedeninizi dinleyin ona kulak verin. Yeni doğmuş bir bebek gibi ilgi ve sevgi gösterin. O zaman ışıl ışıl parlıyacaktır.

Unutmayın sınırları siz koyarsınız, Tanrı gözlemler.

Kendisinde hastalığı yaratan kişi, bunu yapanın kendisi olduğunun bilincine varırsa, süreci tersine de çevirebilir.

Bayramda ailemin yanına gittim. Eve vardığımda annemin 1 haftadır bel ağrısı çektiğini öğrendim. Ama öyle böyle değil. Canının yandığı yüzünden okunuyor. 6 aydır görüşemiyorduk. Buna rağmen yerinden kalkamadı. Yanına gidip, anne bunu sen istemişsin o yüzden başına gelmiş dedim. Tabi karşılığında öyle şey mi olur oğlum saçmalama dedi, ben niye böyle bir şey isteyeyim dedi. Kendince de haklıydı. Ben annemi iyileştirmek için hiç bir şey yapmadım. Ne dua ettim ne de enerji gönderdim. Yanına her gittiğimde bunun sorumlusu sensin dedim. Kızmaktan vaz geçti ve düşünmeye başladı. Ziyaretimin 3. Gününde beni yanına çağırdı. Ve bana: "oğlum benim ablam yıllarca bel ağrısı çekti, acaba nasıl bir duygu ki demiştim içimden, ondan mı ben de bel ağrısı çekmeye başladım?"
dedi.

Ertesi gün olduğunda bel ağrısından eser yoktu. Onu iyileştiren bunun bilincine varmak oldu. Eğer ben ona şifa verseydim, sadece o an iyi hissetmesine yardımcı olacaktım. Annem geçen 4 yıl boyunca da bir daha bel ağrısı çekmedi.

Saygılar
Kahin

10/11/2008

kapattım kendimi

dizginleri aldım elime

boynum bükük değil artık

içimdeki şey savunuyor beni ve düşüncelerimi

ne olduğunu bilemem belki de muhafız denilen şey bu olsa gerek

yumuşak başlılara yumuşak, sert sözlülere kılıçtan keskin laflarım var benim

kalp kırmak değil bendeki sözlerin gayesi

sadece ayna olmak belki de karşımdakine

kapattım ben

kapatmalıydım

geyik gibi geliyordu sözlerim karşıdakine

ciddi mi yoksa şaka mı yapıyordum bilinmezdi

ama ciddiyim artık

duygu ve düşüncelerimde

şaka değil sözlerim

bu böyle biline


kendimin farkına varmak içindi belki, belki de sizlerin telkinine uydum, sözlerinizle yelken açtımda

böylesi uygun olur dedim

artık enerjim sert bundan böyle, beni üzmek isteyenlere

sus zamanı diyedir susuyorum ben

tüm sözlere eleştirilere göz yumuyorum ben

ama artık dur zamanı geldi

içimdeki güç savunur oldu beni

sertliğim ordan geliyor

ayna oluyorum belki de istemeden

belki de ben bir aynayım

ya da aynalardaki suret

kim, kim, kim bilir

ben kendimi bilmeliyim, iç sesimi dinliyorum

ona kulak veriyorum

ama yol buysa bu yolda da yürürüm

olan olacağına varır

üzülüyorum sürekli, içte bir üzüntü var

yanlız kaldığım zamanlarda

ağlamak var içimde

ama neye

bir sebep mi aramak gerek hüzünlenmek için

ya da mutlu olmak için

yaşam beni neye nereye sürüklüyor kim bilir

ama ben bilmiyorum

bilmek de istemiyorum


sadece yaşamak benim amacım

ışığımla

söylenecek çok ama işitilecek az sözüm var dinleyen kulaklara

yeri gelince susmak gerek yeri gerince konuşmak

benim hatam bundan gelir,

ben hüzünlüyüm her zamanki gibi

yapmak istemek ama neyi yapmam gerektiğini idrak edememek

işte beni çileden çıkaran bu vaziyet


üzülmemek elde değil

aslında sözlerim kendime

belki de kendim duymalıyım bu söylediklerimi

ama ben hep beklemedeyim duymam gerekenleri

bu yüzden söylenenler rüzgarla uçup gidiyor gerisin geri

kalıyorum sonra aynı yerde

yürümeye çalışan çocuk misali

düşüp duruyorum sürekli


beklemek belki hatam burda

gayret belki o da yanlış

belki akmalı sevgiyle

yaşamak hiç bir şey düşünmeden

izin vermek

bu dur belki Tanrının yolu

belki böyledir kullarıyla olan gönül yolu

üzgünüm ne diyebilirim

belki de sus zamanı gelmiştir şifa adına

sizi de sıktım uzun ama gereksiz yazımla

af ola

benim sözüm kendime

bir türlü ıslah olmaz benliğime

af ola

26/7/2008

Dua ve Yaratma

 Ben doğruluğuna inandığım ve bir çoğunu da kendi deneyimlerimden öğrendiğim, dinde de yer alan bazı olgulara burda tekrar yüzeysel olarak değineceğim. Belli bir kalıp içinde olacağından daha iyi anlaşılacağını düşünüyorum.

Dua ve Yaratma

Dua; bir çok insanın Tanrı'ya isteklerini bildirmek amacıyla yapılan sözlü bir eylemdir. Bu eylem, insanlar tarafından yanlış anlaşıldığından dualarımız kabul edilmedi olarak algılanır. Ancak bir çok kişi nasıl dua etmesi gerektiğini bilmiyor. Allah insanların dualarını dinleyip duruma göre karar verip onlarını isteklerini yerine getirmez. O'nun sistemi vardır ve buradan ayarlamalar otomatik olarak yapılır. Bu bir kanundur.

Dua, istek duası değil, şükür duası olduğunda o arzu edilen yerine getirilmiş olur.

Yaratma ve dua kavramları aslında birlikte ele alınmalıdırlar. Çünkü, dua da bir nevi yaratmadır. İnsan isteklerine Allah aracılığıyla değil kendi aracılığıyla kavuşur. Çünkü Tanrı gözlemcidir. 

Yaratmanın bir yolu da şükretmedir. Allah'ım bana şunu bunu ver dediğinde, bu sen de o şeyin olmadığı anlamına gelir ve otomatik sistem sende olmayan bir şeyi sana vermez. Allah'ım şunun için sana şükürler olsun dendiğinde ise, o şeyin sende olduğu anlaşılır ve böylece o şeyi kendine çekmiş olursun. Anlaşılacağı üzerine dua bir tür yaratım aracıdır. Ve bolluk bilincinden kaynaklanan dualar gerçekleşir. İhtiyaçsız olduğunu bilen insan, o farkındalık içinde olan insan, her şeye sahiptir. Ve bu isteklerine bir düşünce kadar uzaktır.

Yaratma, çekim yasası ile de gerçekleştirilir. Düşünce, duygu ve imgelemeyle isteklerimizi hayatımıza çekebiliriz. Bunun için istediğimiz şeyi düşünmeli gözümüzde canlandırmalı ve gerçektende istediğimize sahip olmuş gibi bir duygu içinde olmalıyız. O zaman bu istediğimize kavuşmuş oluruz. Bu yöntemlere ragmen insan yine de isteklerine kavuşamayabilir. Çünkü; eğer bunları yaparken, içinden boşuna yine hiç bir şeye sahip olamayacağım derse, yaratım yine o kişi tarafından durdurulmuş olur. Bunun için yaratım için gerekli olan en önemli iki şey: Saf istek ve saf inaçtır.

Saf istek; isteğimiz şeye, hayatımıza çekmek isteğimiz duruma, karar verip hiç bir şekilde bundan vaz geçmemektir. Yani kararsız olmamalı ve isteğimizi yinelemeliyiz. Ayrıca yüksek sesle '' istediğim şeye sahibim ve bunun için çok mutluyum, şükür olsun'' demekte yaratımı hızlandıracaktır.

Saf inanç; her ne olursa olsun bu isteğimizin gerçekleşeceğine olan inançtır. Acaba ya da belki gibi bloklayıcı kelimeler bu isteğimizin yerine gelmesini engeller. Onun için kalpten bunun gerçekleşeceğine iman etmek gerekir. ''Biliyorum bir gün bu istediğime kavuşacağım'' gibi cümlelerde yaratımı hızlandıracaktır.

Ben kelimesi yaratım işleminde çok güçlü bir anahtardır. Ben böyle olacağını biliyorum, Ben başaracağıma eminim gibi cümleler, çok güçlü bir şekilde yaratımı hızlandırırlar.

Dua yoluyla bir şeyi yaratmak (kendimize çekmek) istediğimizde istiyorum kelimesi yerine seçiyorum kelimesi daha doğru olacaktır. Örneğin Ben başarıyı seçiyorum ya da Ben çok para kazanmayı seçiyorum bunun için şükürler olsun, denmelidir.

Yaratmak, insana verilen en büyük özelliklerden biridir. Ancak insan kendini aciz gördüğü sürece bu yeteneğini bilinçsiz kullanmaya devam edecektir.

Saygılar
Kahin1980